Mayıs 2020’de ABD’de yayımlanan akademik bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarına göre, anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin bir aylık süreçte yaşadıkları kaygıların yalnızca yaklaşık yüzde 8’inin gerçekten gerçekleştiği tespit edildi. Bu bulgu, kaygı bozukluğu çeken kişilerin zihinlerinde büyüttükleri endişelerin büyük çoğunluğunun aslında somut bir temeli olmadığını gözler önüne sererek, bu durumla mücadele eden milyonlarca insana önemli bir perspektif sunuyor.
Araştırma, kaygı bozukluğunun bilişsel boyutunu derinlemesine inceleyerek, beklenen olumsuz olayların ne kadarının gerçekten yaşandığını nicel olarak ortaya koydu. Katılımcılar, bir ay boyunca endişelerini ve bu endişelerin sonucunu titizlikle kaydetti. Elde edilen veriler, korkulan senaryoların çok küçük bir kısmının hayata geçtiğini ve bu durumun kaygı bozukluğunun irrasyonel doğasını bir kez daha kanıtladığını gösterdi.
Anksiyetenin Bilişsel Tuzağı: Gerçeklik ve Algı Farkı
Neden Bu Kadar Az Kaygı Gerçekleşiyor?
Kaygı bozukluğu, genellikle aşırı ve kontrol edilemez endişe, gelecekteki potansiyel tehditler hakkında sürekli düşünme ile karakterizedir. Bu durumdaki bireyler, sıklıkla küçük sorunları büyüterek felaket senaryoları yaratma eğilimindedirler. Araştırmanın gösterdiği yüzde 8’lik gerçekleşme oranı, bu bilişsel çarpıtmanın ne kadar yaygın olduğunu ve zihnin bizi gerçek dışı tehlikeler konusunda nasıl uyardığını gözler önüne seriyor. Bu bilişsel çarpıtmaların başlıcaları şunlardır:
- Aşırı Genelleme: Tek bir olumsuz deneyimi tüm geleceğe yayma eğilimi.
- Felaketleştirme: Küçük bir sorunu en kötü olası sonuca götürme.
- Zihin Okuma: Başkalarının olumsuz düşündüğünü varsayma.
- Duygusal Akıl Yürütme: Duyguların gerçek olduğunu varsayma (“Endişeliysem, tehlike vardır” gibi).
Bu Bulgu Neden Önemli?
Bu tür araştırmalar, anksiyete bozukluğu ile yaşayan kişilere ve onlara yardımcı olan profesyonellere değerli içgörüler sağlar. Kaygıların büyük bir yüzdesinin gerçekleşmediğini bilmek, bireylerin kendi düşünce kalıplarını sorgulamalarına ve bu döngüyü kırmalarına yardımcı olabilir. Bu farkındalık, bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yaklaşımların temelini oluşturur; zira BDT, gerçekçi olmayan düşünce kalıplarını belirlemeye ve değiştirmeye odaklanır.
Araştırma, kaygının çoğu zaman içsel bir deneyim olduğunu ve dış gerçeklikle çoğu zaman uyumlu olmadığını vurguluyor. Bu, kaygı anlarında kendimize “Bu gerçekten olma ihtimali ne kadar?” sorusunu sormanın ve kanıta dayalı düşünme pratiği yapmanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Psikolojik sağlamlığı artırmak ve kaygının yıkıcı etkilerini azaltmak için bu tür bulguların klinik uygulamalara entegre edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Mayıs 2020’de ABD’de yayımlanan akademik bir araştırmaya göre anksiyete bozukluğu olan kişilerin bir aylık süreçte kaygılarının yaklaşık yüzde kaçının gerçekleştiği görülmüştür?
Mayıs 2020’de ABD’de yayımlanan akademik bir araştırmaya göre, anksiyete bozukluğu olan kişilerin bir aylık süreçte kaygılarının yaklaşık yüzde 8’inin gerçekleştiği görülmüştür.